28 Şubat 2014 Cuma

Mısır Ölüler Kitabından Bir Parça: Ani Papirüsü

Ani Papirüsü (Papyrus of Ani)
Ani papirüsü, Mısır’ın Ölüler Kitabı’nda bulunan bir bölümdür ve ölüm sonrasını anlatmaktadır. Papirüs, Şu anda British Museum’da bulunmaktadır. Hem şekillerle hem de ideogramlarla ölümden sonra insanın karşılaşacağı fenomenler, sembolik ifâdeyle anlatılmıştır.

Mısır inancında ölümden sonra insan ruhunun değişik denemelerden ve yargılardan geçtikten sonra, hayatın ve ölümün tanrısı olan Osiris’ in huzuruna çıkmadan önceki son aşamadır. Ölünün ruhuna, yanında bulunan tanrı, ruhların rehberi Anubis eşlik eder. Ölünün elinde, kendi “Ka”sı yani dublesi vardır; Ka’nın bedenden ayrılmış olması, ölmüş olduğunu gösterir. Kalbin tüyle tartılması, insanın hislerinin adaleti engelleyecek kadar yoğun olmaması gerekliliğiyle özdeşleştirilmiştir.

Tüyün kalpten hafif olması saf ve güçlü bir kalbe işarettir ve onu ölümsüzlerin dünyasına götüren niteliktir. Yargılamada, Anubis ve Horus da tanıklık yapacaklardır; terazinin bir yanında Thoth tarafından yerleştirilmiş olan ve kendi adaletinin tüyü ile dengeleyerek ölünün kalbini tartacak olan Maat bulunmaktadır. Thoth, tartılma sonucu ve tüm olan biteni kadim göksel kayıtlara işler. Ve o kayıtlarda o kişinin daha önce yapmış olduğu hareketler de kayıtlıdır.

Tüy ile kalp, eşit veyâ hafif gelirse, o zaman ölmüş insan kapının ardına geçer; yâni Osiris’in Krallığına kabul edilir. Papirüsün sağ tarafında, Osiris Krallığı sembolize edilmiştir. Bir kez Amenti’ye ulaştı mı, arınmış olan ruh, asla bir daha bu dünyaya geri dönmez. Eğer kalbin tartılmasında kalp, tüyden daha ağır gelirse, maddeyi ve maddi şekilleri temsil eden bir canavara teslim edilir ve bunun sonucunda, daha âdil işler yapmak için bu dünyada tekrar başka bir bedende doğar.

Papirüs’ten Bir Metin
Ey insanoğlu; bu parşömende yazılı olanları iyi oku. Oku; burada var olmadığın günleri bulacaksın, eğer tanrıların bahşettiği bilgeliğe sahipsen…
Oku çocuğum; çok uzaklardan sana henüz ulaşan geçmişin ve geleceğin sırlarını oku…
İnsanoğlu, ebediyetten bugüne; sadece burada yaşamadı; birçok yerde, birçok zamanda, birçok dünyada yaşadı; her birinin arasında karanlıklar perdesi vardı;
Ve simdi kapılar açılacak ve başlangıçtan beri varolan tüm karanlık tüneller aydınlanıp, görünecekler; inancımız bize sonsuz yaşamı öğretti; simdi ebediyeti, sonun ve başlangıcın olmadığım anladık; Bu bir sonsuz daire… Bu nedenle; çember yasasına göre; eğer bir tek şey doğruysa öteki her şey doğrudur; öyle ki; bizler daima yaşadık… Yaratıcı, insanoğlunun gözlerine birçok yüzünü, çeşitli ahitlerle gösterdi; aslında O, birdir. O, istedi ki; tek bir tanrı olarak bilinsin; çünkü henüz her şey yanlıştı, her şeyin doğru olması için…
Özümüz; ki o bizim ruhsal benimizdir; kendisin! Bize çeşitli yollarla gösterir… Bilginin perdesi, sonsuzluktan gelir ve bu perde, herkeste gizlidir; mûcizelerin gücü ile bize gerçeğin bir an için görünmesi özellikle yapılanmıştır… Mısırlılar arasında bilinen kara böcek, tanrı değildir, sadece onun sembolüdür. Çünkü o böcek, ayaklarıyla çamurları yuvarlar ve yumurtalarını yaptığı topların içine koyar; aynen Yaratıcı’nın dünyaları yuvarlayıp üzerine yaşamı koyduğu gibi…

Bütün tanrılar; bir olarak sevgi ödülünü dünyaya verdiler. Hiçbir kesinti, duraklama olmaksızın… İnançlar bize açıkça öğretti, belki sizlere de; yasam ölümle son bulmuyor ve bilin ki sevgi, tüm yaşamın rûhudur. Sonsuzluk boyunca sürdürülmelidir. Görünmeyen zamanların kudreti, ruhların tümünü bağlayacak; dünya öldüğünde; sona gelindiğinde ve bu arada bütün ayrı geçmişler onlara açıklanmış olacak..
(“ANİ; Firavun Leti 11′nin Başyazmanı ve arkadaşı” M.Ö. 3500)

Yaşlanmayan Adam: Fulcanelli

1954′teki son buluşmalarında Cansaliet, ustası Fulcanelli’nin olduğundan çok daha genç göründüğünü fark etti. Oysa, Fulcanelli 100 yaşını geçmiş olmalıydı. Yoksa, ebedi yaşamın sırrını mı bulmuştu?

FRANSA’DA FULCANELLİ ADI, bir simya ustasının geleneksel takma adı olarak herkes tarafından kabul ediliyor. Bugün kalkıp Vendée’deki Terre-Neuve Şatosu’na gidecek olursanız, size süslü bir “simya şöminesi” gös­terirler. Sonra da Fransız rehber, bunun, Fulcanelli’nin Les Demeures Philosophâtes adlı kitabında sözünü ettiği şömine olduğunu söy­ler. Üstelikte, Fulcanelli’nin kim olduğunu açıklamaya bile gerek görmez.

Altın yapma izni
Gizli kuvvetlere ve simyaya inanan İngilizler ise, Fulcanelli adını ilk kez 1963 yılında duydular.Çünkü Louis Pauwels ile Jacques Bergier’in, The Dawn of Magic (Büyünün Şafağı) adlı kitapları o yıl basıldı. En çok satan kitaplar listesinin birinci sırasına oturan bu kitap, Ful­canelli ile yapıtlarının daha yaygın biçimde tanınmasını sağladı. Fulcanelli’nin ilk başya­pıtı Le Mystère des Cathédrales’in ise İngilizceye çevrilmesi için aradan sekiz yıl daha geçmesi gerekti.

Kitapların ikisinde de Fulcanelli hakkında şaşırtıcı yeni bilgiler vardır. Örneğin ikinci kitapta, Fulcanelli’nin öğrencisi Eugene Canse-iiet cüretli bir iddiada bulunuyordu. Canseliet, Üstad’ın kendisine 1922′de çok az miktarda simyasal “telkin pudrası (tozu)” verdiğini ileri sürüyordu. Ayrıca, onun 100 gram kurşunu altına dönüştürmesine izin vermişti. Canseliet, kitabın giriş bölümünü yazan Walter Lang’a, deneyi Sarcelles’deki gazhanede yaptıklarını da söyledi. Bu akla gelmeyecek mekânda yapı­lan deneyin iki de tanığı vardı: Sanatçı Jean-Julien Champagne ve Gaston Sauvage adlı genç bir kimyacı.

Şimdi Terre Neuve Şatosu’ nda bulunan “simya” şöminesi (altta). Fulcanelli, kitabında, şöminenin üstüne yazılmış olan Latince “Nascendo quotidie morimur” düsturunu “Doğmakla, günbegün biraz ölmeye başlarız” diye çeviriyor. Ayrıca, bunun, hem simya sürecinin çeşitli yönlerine, hem de bunların yol açtığı iddia edilen ruhsal değişimlere işaret ettiğini öne sürüyor.
Fulcanelli yaşlanmıyor
Canseliet, ayrıca Lang’a yazdığı bir mektupta Fulcanelli ile son kez birlikte çalışmalarından da söz ediyordu: “Üstad daha o vakit çok yaşlı bir adamdı, ama kesinlikle seksen yaşında gös­termiyordu… Otuz yıl sonra onu tekrar görecek­tim. O sıralarda da elliden fazla göstermiyordu. Yani, olsa olsa benim yaşımda gibiydi.” 1981 yılında 80 yaşında olan Canseliet, daha sonra da, Üstad’ı ile bir kereden fazla gizlice buluştuğunu da iddia etti. Ona göre, Fulcanelli hâlâ yaşıyordu.

Fulcanelli uyarıyor
Pauwels ve Bergier’nin de kitabında Üstad’la karşılaşma ihtimali ortaya atılıyor. Bergier, 1937 yılı Haziran’ında (yani New Mexico’da yapılan ilk atom bombası deneyinden sekiz yıl önce) etkileyici, ama esrarlı bir yabancının yanına yaklaştığını iddia ediyor. Adam, Bergier’den o sıralarda yanında çalıştığı ünlü fizikçi Andre Helbronner’e bir mesaj götürme­sini istiyor. Artık, nükleer enerjiden yararlan­manın eşiğinde olduklarına göre, bu yeni buluşun taşıdığı tehlikeler konusunda, bilim adamlannı uyarmayı görev saydığını da ekli­yor. Eski çağlardaki simyacılar (kendi kendile­rini yok eden eski uygarlıklar da) böyle gizli bilgileri elde etmişlerdi. Yabancı, uyarısına kulak asılacağını hiç ummadığını, ama yine de kendini buna zorunlu hissettiğini ifade etmiş. Bergier, 1978 Kasım’ında ölene kadar bu esrarlı yabancının Fulcanelli olduğu konusun­daki inancını yitirmedi.

Bergier’in başından geçenlerin bir sonucu olarak, daha sonra yerini CIA’in aldığı Ameri­kan Stratejik Hizmetler Dairesi, 1945 yılında ikinci Dünya Savaşı sona erince Bergier’i bul­maya çalıştı. Nükleer fizik hakkında, önceden bilgisi olanların düşman ülkelere iltica etme­sini önlemek için, hepsini ele geçirmek çabasındaydılar. Ne var ki, Fulcanelli bulunamadı.

Gümüşü uranyuma çevirdi
Bizzat Fulcanelli’nin kendisinin gerçekleştir­diği, diğer bir değişim olayına yönelik bir iddia daha var. Bu olaydan sonra, şimdi Utah’ta, Salt Lake City’de çalışan modern bir simyacı söz ediyor. Asıl adı Albert Riedel olan, Frater Albertus Spagyricus, 1911 yılında Almanya’nın Dresden kentinde doğdu. Eski bir iç dekoratör olan Frater Albertus, şimdi gittikçe gelişen Paracelsus Koleji’nin (Utah Parakimya Ensti­tüsü) başında bulunuyor. Kolej, 1960 yılında Paracelsus Araştırma Derneği olarak kurul­muştu. Düzenli olarak simya konusunda semi­nerlerin düzenlendiği kolejin yetkilileri, simyayı Ortaçağ’ın dışına çıkarmayı amaçlıyorlar.
Frater Albertus, The Alchemist of the Rocky Mountains (Kayalık Dağlan Simyacısı) adlı kitabında (1975) Fulcanelli’nin 200 gram kur­şunu altına, 100 gram gümüşü de uranyuma çevirdiğini öne sürüyor. Aynı yıl, yani 1937′de, Bergier’in de esrarlı yabancıyla karşılaştığı akla geliyor. Albertus’a göre bu deney, Bogur-ges yakınlarındaki Lere Şatosu’nda meydana geldi. Deneye, şatonun sahibi Pierre de Les-seps ile isimleri bilinmeyen iki kişi bir kimyacı ve bir jeolog tanık oldular.

“Budalaların altını”
Albertus, Fulcanelli’nin 400 gram erimiş kur­şuna “bilinmeyen bir madde” eklediğini, bunun üzerine de kurşunun aynı ağırlıkta altına dönüştüğünü söylüyor. Daha sonra Ful­canelli aynı işlemi gümüşe de uygulayarak, benzer miktarda uranyum elde etmiş. Bilinme­yen maddenin ne olduğu sorulunca, Fulcanelli, fazla düşünmeksizin bunun, ‘budalaların altını’ denilen demirli pirit, yani bir demirli sülfit FeSs olduğunu söylediği öne sürülüyor. Sonraları, Frater Albertus’dan bilgi kay­naklarını belirtmesi istendi. Ancak bir asistan, kibar bir cevapla, Frater Albertus’un ne yazık ki çok meşgul olduğunu bildirdi. Albertus’un dersleri ve konferans programı çok yüklü olduğu için, ayrıntılı kişisel cevaplar vermesi olanaksızdı. Yine Frater Albertus’a göre, 1937′ deki değişim olayından sonra Fulcanelli orta­dan kaybolmuştu.

Bu tarihten sonra Fulcanelli ile temas kur­duğunu iddia eden tek kişi, sadık öğrencisi Canseliet’dir. Canseliet, Üstad’ı ile İspanya’da, son derece olağandışı koşullar altında karşılaş­tığını öne sürdü.

Başka bir boyutta buluşuluyor
Eğer, Fulcanelli Canseliet’in dediği gibi 1920′li yılların sonlarında, 80 yaşındaysa, İspanya’ daki buluşmada Üstad simyacının 100 ila 110 yaş arasında olması gerekir. Canseliet’in o tarihte İspanya’ya gittiğini Gerard Heym de doğruluyor. Heym, Simya ve Eski Kimyayı İnceleme Derneği’nin kurucu üyesi ve derneğin dergisi Ambix’in de Yazı İşleri Müdürü’dür. Çoğu kişinin gözünde, gizli güçler konusunda Avrupa’nın önde gelen bilim adamlarından biri olan Heym, Canseliet’in kızıyla dost olmuş. Böylece, Canseliet’in pasaportuna bir göz atma olanağı bulmuş. Heym, pasaportta 1954 yılı için bir İspanyol giriş-vizesi damgası gördüğünü söylüyor. Yine de, Canseliet’in İspanya’ya nasıl çağ­rıldığını ve orada neler olup bittiği konusu, esrarını koruyor. Heym, gizli güçler konusuyla uğraşan Walter Lang’a, bu konudaki izleni­mini anlatmış. Ona göre, Canseliet’e norma-lüstü bir şekilde, büyük bir ihtimalle gaipten haber alma yoluyla, bir mesaj geliyor. Canseliet’in, 1981′de hâlâ simya araştırmaları ile uğraşan ve isminin gizli kalmasını isteyen bir arkadaşı ise, şunları söyledi: “Bana Fulca-nelli ile nasıl karşılaştığını ayrıntılarıyla anlattı. Bu karşılaşma başka bir boyutta, ya da bu tür buluşmaların mümkün olduğu bir noktada mey­dana gelmiş.”

Cinsiyetsiz bir adam
Daha sonraki soruşturmalar, Canseliet’in Seville kentine gittiğini ortaya çıkardı. Sim­yacı, uzun ve dolambaçlı bir yoldan dağda büyük bir şatoya götürülmüş. Sonradan bura­sının gizli bir simyacılar kolonisini barındırdı­ğını anlayan Canseliet, böylesine esrarlı koşullar altında eski Üstad’ını burada bir kez daha görmüş. Ancak durumun, simya felsefesini ve bunun mistik yönünü bilmeyenler için şaşırtıcı bir yanı daha var. Fulcanelli’nin garip bir dönüşüme uğradığı söyleniyor. Çift cinsiyetli gibiydi. Yani hem kadın, hem erkek özellikleri taşıyordu.

Canseliet, yakınlarına (sıradan ziyaretçileri kabul etmediği gibi, aldığı mektuplara cevap yazmaya da yetişemiyor), Fulcanelli’nin bir kadın görünüşüne sahip olduğunu söyledi. Simya ilmi literatüründe Hayat İksiri içmenin yan etkileri sonucu ortaya çıkan fiziki değişim­den söz edilir. Eğer iksir, başarılı sonuç verirse, içen kişinin saçlarının, dişlerinin ve tırnakları­nın döküldüğü söylenir. Sonra da bunlar yeni­den, ama daha genç, daha düzgün olarak çıkar, yüz hatları neredeyse cinsiyetsiz bir özellik kazanır.

Olanlar unutturuldu
Gerard Heym’e göre, Canseliet İspanya’dan döndüğünde başına gelenleri pek hatırlamı­yordu. Hatta Heym’e kendini, hipnotizma uygulanmış gibi hissettiğini söyledi. Böylece gördüklerini ve duyduklarının ayrıntılarını unutması amaçlanmış olabilirdi.

Ne gariptir ki, Canseliet, Büyük Eser’in üçüncü aşamasına, yani taş ve iksir imal etmede kusursuzluğa ulaşamadığını itiraf etmişti. Üstelik de, saygın bir simya yazarı ve bilim adamı olmasına karşın, esrarlı Fulcanelli ile olan işbirliğinden kişisel bir çıkar sağlamışa benzemiyor.

EK:
Simyacıların, Büyük Eser’i tamamlama yolundaki tek hedefleri, sadece adi maden­leri altına dönüştürmek değildir.Hatta, yal­nızca ebedi gençliğe kavuşmak da değildir. Çünkü simyacılar, simya sürecindeki her aşamayla birlikte bu işi yapan kişide de ruh­sal bir değişiklik göründüğüne inanırlar.Simya sanatının sırrı, “solve et coagula” yani “ayır ve birleştir” vecizesiyle ifade edi­len ilkede yatar. Bu vecize, simya sürecinin fiziki yanının doğru bir tanımlamasıdır. Her aşamada, bir maddenin çeşitli karakteristik­leri sıyrılıp alınır, üzerinden yeni, daha soylu bir madde oluşturulur. Ruhsal yönden bu, daha iyi, daha saf bir hayata doğru “yeniden doğuş”un izlendiği bir “ölüm” anlamına gelir. Bu kavrama, birçok dinde de rastla­nır. Örneğin Aziz Paul, dindarlara “Günah içinde ölüp erdemliliğe doğru yaşamaya” öğüdünde bulunulur.Büyük Eser’in son aşamasında “Kral, kutsanmış kraliçesi ile aşk ateşinde yeniden birleştirilir.” Simyacı da, kadınla erkeğin kusursuz bileşimi olan o kusursuz varlık, ilahi çift cinsiyetli (kutsal cinsiyetsizlik) halini alır.

27 Şubat 2014 Perşembe

Sahte AIDS Aşısına 19 Milyon Dolar Bağış

ABD’li bir araştırmacı, AIDS hastalığının tedavisinde kullanılabileceğini öne sürdüğü ilacın sahte olduğunu itiraf etti. Dr. Dong-Pyou Han, 19 milyon dolar bağış alan araştırmasında, tavşan kanının AIDS aşısı geliştirilmesi için kullanılabileceğini öne sürmüştü.

Iowa State Üniversitesi’nde (ISU) yardımcı doçent olan Dr. Dong-Pyou Han, geliştirdiği AIDS aşısının olduğundan daha etkili görünmesi için insan kanıyla tavşan kanını karıştırdığını

Araştırma Için Binlerce Arı Tıraş Edildi

Avustralyalı bilim insanları, kuzey yarımkürede milyonlarca arıyı öldüren gizemli hastalığın nedenini ortaya çıkarabilmek için binlerce aryıya mikroçip yerleştirdi. Arılardan bazıları diğerlerine göre daha tüylü oldukları için tıraş edilmeleri gerekti.

Bal arılarını tehdit eden gizemli bir hastalığın sırrını ortaya çıkarmak isteyen bilim insanları, Avustralya’da beş bin

26 Şubat 2014 Çarşamba

İnsan Vücudu Içinde Yüzecek Organizma

Bilim insanları, kalp rahatsızlıklarından kansere kadar insan vücudunda birçok hastalığın tespit edilmesi ve önlenmesi için kullanılacak mikroskobik organizma geliştirdi. İnsan vücudunda yüzerek hücreleri denetleyecek ‘bio-bot’, geleneksel cerrahi operasyonları da

Nefesle Astral Projeksiyon

Bilinci fizik beden dışına taşıyabilme kabiliyeti oluşturma aşamasında, nefes teknikleri önemli yer tutar.Fizik bedenden ayrılma çalışmaları için iki farklı nefes çalışması oluşturulmuştur.

İlk aşama, bu aşamayı gerçekleştirmek isteyen öğrencinin doğru nefes tekniklerini öğrenmesidir.İkinci aşama belli bir seviyeye gelen öğrencinin daha yoğunlaşabilmesi için oluşturulmuş teknikleri içerir.Doğru nefes alma tekniklerini bir kez daha gözden geçirmek gerekirse;

Omurganız dik çakralarınız hizalanmış olarak ayakta durabilir veya oturabilirsiniz.Burnunuzda, diyaframınızı kullanarak belli ritimlerle, sakin ve

Seyrek Saçları Güçlendirmek Için Lazer Kask

ABD’nin Las Vegas kentinde geçtiğimiz hafta düzenlenen CES 2014 fuarı, birbirinden ilginç ve yeni teknolojileri görücüye çıkardı. Dikkat çeken teknolojilerden bir tanesi, seyrek saçları güçlendirmeyi vaat eden lazer kaskıydı.

NSA radyo dalgaları ile bilgisayarlara sızıyor

ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın, dünya genelinde yaklaşık 100 bin bilgisayara, bilgi toplama ve siber saldırılara imkan tanıyan casus yazılım yerleştirdiği ortaya çıktı.

New York Times gazetesinin NSA belgeleri ve uzmanlara dayandırdığı

Jelly Ilk Haftasında 100 Bin Soru Yanıtladı

Twitter’ın kurucularından Biz Stone’un 2014′ün gelmesiyle hayata geçirdiği mobil uygulama Jelly, ilk haftasında büyük ilgi gördü. Stone, blog sayfasından yakın zaman içinde güncelleme sözü verdi.

25 Şubat 2014 Salı

Antik astronotlar ve astronomi

Bu cümlenin temelindeki düşünce, dünyamızın çok uzak geçmişte. başka bir dünyanın canlıları tarafından ziyaret edildiğidir. Böyle bir şeyi neden düşünelim veya ne için bu düşünce aklımıza geldi? Bugün hâlâ çözülmeye çalışılan, yani antik dünyadan kalan ve bu tür bir yaklaşımla açıklanılmaya çalışılan gizemler vardır. Bilinen en iyi örnekler, Sfenks ve Giza Piramitleri´dir. Ama iş piramitlerle bitmiyor.

Geleneksel arkeoloji ve tarih piramitlerin eski Mısırlılar tarafından ilkel aletler kullanılarak yapıldığını anlatır. İtalya´daki

© 2014 Bilgilendirin!. WP themonic converted by Bloggertheme9. Powered by dunyada baris.
Yukarı